Söz Bilinci; Sıfırdan Önce

Sıfırdan önceydi. Ama eksi de eksik de değildi. Hatta eksiyi artıyı içine alan bir hep bile denilebilirdi. Biz yoktuk. Yazılana kadar var olmayan, ama olasılıklarda var olan bir şeydik. Zaman neydi, ne değildi, önemli değildi. Hiçlik ve heplik bize aynı şeylerdi.

Ne sorumluyduk, ne sorumsuz. Ne yüklü ne de yüksüz. O kadar yalnız, o kadar yalnızdık ki yanımızda kendimiz bile yoktuk. Ne olmadığımıza üzülüyor ne de olma ihtimalimize seviniyorduk. Bir ilhamdık belki, ya da bir vahiy. Ne sahibinden bir parça ne de O’ndan bir kopuş. Bir yokluktuk, potansiyel bekleyen. Zaman işlemese de, kavrama adına geçmiş zaman kipine mecbur.

Olmayan zamanda beklemeyi bilmezdik. En kısadan daha kısa. Ama uzuun uzadıya… Daha ötesi, bilmeyi de bilmiyorduk. Bir devir ki başı da belirsiz sonu da. Olmayan bedenlerimizle, olmayan bir yerlerde titreşiyor ve her an ortaya çıkacakmışçasına taş çatlatan bi ...

Bekke Asileri

Ahmet'in okuduğunu ürperircesine dinledik....

Nihayet oradan çıkıp grubun içinden ayrıldık. Sessiz ve ıssız bir karanlığın içinde durup birbirimize döndük. Dördümüz de büyük şaşkınlıklar içinde ve ne yapacağımıza karar veremez halde birbirimize bakıyordk. Daha da önemlisi birbirimize de güvenemez haldeydik. Çünkü öğrendiklerimiz o kadar müthiş şeylerdi ki, daha önce bildiğimiz dinsel doğrularla neredeyse taban tabana çelişiyordu. Her birimiz diğerimizin bu gerçekleri fark edip etmediğne emin olamıyordk. Nihayet ben sözü aldım....

"Benimle aynı şeyi mi düşünüyor, aynı korkuları mı paylaşıyorsunuz?"

Bu soru onları da rahatlatmıştı.

"Evet.... Evet!" diye atıldılar.

Tarifi mümkün olmayan olağan dışı bir birlikteliğin parçasıydık artık. Birkaç kelamdan sonra birbirimizden emin olduk. Evet ...

Basit bir hayat yaşamayın…

Simple Life

Basit bir hayat yaşamayın. Sıradan bir işte çalışıp, birisini vasat derece de sevip evlenmeyin. Bütün derdiniz çocuklarınız, iş yerindeki yeni eleman, bayram da ne yemek yapacağınız, çocuğunuzun okulu, servisi; evin, arabanın taksiti olmasın. Herkesin uğruna göz yaşı döktüğü o “huzur” işte onun ömrü iki günlüktür. Doğmak, okumak, evlenmek ve ölmek için yaşamayın. İnsan bunlar için yaşamaz, eninde sonunda on beşinde veya ellisinde başarılı olmak, en iyi olmak tutkusu ele geçirir insanı. İnsan bir tutku uğruna doğar, onun için yaşar. Bu böyle olmalıdır zaten.

Ya hep ya hiç demeyi öğrenmek için yaşar insan.

Asla mükemmel bir aileye sahip olamayabilirsin, asla başarılarla dolu bir öğrencilik hayatın olamayabilir, mükemmel bir dış görünüme sahip olamayabilirsin ama neyi istiyorsan onu elde etmek için yaşarsın. Amaçsız hayat olur mu hiç? Olmasın zaten. Mesela hayat hep bayram olmasın, o ...

Arama
RSS
Beni yukari isinla